Avrupa'da feodal düzen çözülürken Rönesans'ın yayıldığı, coğrafi keşiflerin ticaret yollarını değiştirdiği bir dönemde Osmanlı tahtına çıkan Şehzade Süleyman, 46 yıllık saltanatın ardından 460 yıl önce bu gece Zigetvar'da vefat etti. Onun ölümü, Osmanlı tarihinin 'Altın Çağı' kabul edilen bir dönemin de kapanışı oldu.
1494'te Trabzon'da doğan Süleyman, Avrupa'da 'Muhteşem', Osmanlı hafızasında 'Kanuni' unvanlarıyla anıldı. Vefatının 460. yıl dönümünde, padişahın tahta çıkışından Zigetvar'daki son gününe uzanan hükümdarlık hikayesi yeniden gündeme geldi.
ŞEHZADE SÜLEYMAN'IN TAHTA ÇIKIŞI
Şehzade Süleyman, 1494'te Trabzon'da dünyaya geldi. Babası Selim'in sancakbeyi olduğu kentte annesi Hafsa Sultan'ın yanında büyüyen Süleyman, sütkardeşi Yahya Efendi ile birlikte yetişti. Çocukluk yıllarında dönemin şehzadelerine verilen dinî ve ilmî eğitimi aldı, sanat ve zanaatle ilgilendi.
İlk ciddi idare deneyimini 1509'da sancakbeyi olarak Kefe'de kazandı. Kırım Hanlığı ile Osmanlı arasındaki stratejik merkezlerden biri olan Kefe'de genç şehzade hem taşra idaresini hem bölgesel siyaseti yakından gördü. 1513'te Manisa Sancakbeyliği'ne getirildiğinde tahtın en güçlü adayı konumuna yükseldi.
Yavuz Sultan Selim'in 21'i 22 Eylül 1520'ye bağlayan gece Çorlu yakınlarında ağır bir çıban sebebiyle vefat etmesi büyük bir iktidar boşluğu riski doğurdu. Ancak Süleyman'ın tahtın tek erkek varisi olması, geçişin çatışma yaşanmadan gerçekleşmesini sağladı. 25 yaşındaki şehzade, 30 Eylül 1520'de İstanbul'a ulaşarak tahta çıktı.
Yavuz döneminde doğu ve Mısır seferleri sırasında zaman zaman Edirne ve İstanbul'da devlet işlerini yürüten Süleyman, padişah olduğunda işleyişini yakından tanıdığı bir imparatorluğu devralmıştı.
ADALET VURGUSU VE SARAYDA YÜKSELEN GÜÇ
Kanuni'nin saltanatının ilk yıllarında adalet vurgusu öne çıktı. Babası Yavuz döneminde güvenlik gerekçesiyle Tebriz ve Kahire'den İstanbul'a getirilen âlimlerin, zanaatkarların ve tüccarların memleketlerine dönmesine izin verdi. Şah İsmail'le mücadele sırasında uygulanan ipek ticareti yasağını da kaldırdı; bu yasak nedeniyle zarar eden tüccarların kayıplarının hazineden karşılanmasını sağladı.
Halktan gelen şikayetleri de dikkate alan yeni padişah, görevini kötüye kullandığı belirtilen yöneticilere sert davrandı. Bunun en bilinen örneklerinden biri, hakkında pek çok şikayet bulunan Gelibolu Sancakbeyi ve Kaptanıderya 'Kanlı' Cafer Bey'in görevden alınarak idam edilmesi oldu.
Devlet idaresinin en güçlü isimlerinden biri ise has odabaşılıktan sadrazamlığa yükselen Pargalı İbrahim Paşa'ydı. Sarayda yetişen ve birkaç dil bilen İbrahim Paşa, kısa sürede padişahın en yakınındaki isim haline geldi. 1524'te Muhsine Hatun ile evlenmesi ve Mısır'daki düzenlemelerde gösterdiği başarı nüfuzunu artırdı. Ancak yetkilerinin genişlemesi ve sınır tanımayan gücü, 1536'daki idamına uzanan sürecin başlıca nedenlerinden biri oldu.
BELGRAD'DAN BUDİN'E BATI SEFERLERİ
Kanuni döneminde Osmanlı askerî gücünün ana yönü Batı'ya, özellikle Orta Avrupa'ya çevrildi. Saltanatın başında 1521'de Belgrad, 1522'de Rodos fethedildi. Belgrad'ın alınması Orta Avrupa'ya giden yolu açarken, Rodos'un fethi Doğu Akdeniz'deki Osmanlı hâkimiyetini güçlendirdi.
Bu ilerleyiş Osmanlı'yı Kutsal Roma İmparatoru V. Karl yani Şarlken ve Habsburglarla karşı karşıya getirdi. Fransa Kralı I. François ile kurulan ilişkiler ve Fransa'ya tanınan kapitülasyonlar, iki devlet arasındaki siyasi ve ekonomik bağları güçlendirdi. Almanya'da yayılan Protestanlık da Habsburgların Avrupa'yı tek bir siyasi ve dinî çatı altında toplama çabasını zorlaştıran gelişmelerden biri olarak İstanbul tarafından izlendi.
29 Ağustos 1526'daki Mohaç Meydan Muharebesi, Batı mücadelesinin en büyük dönüm noktalarından biri oldu. Macar ordusunun ağır yenilgisiyle Macar Krallığı'nın siyasi düzeni çöktü. 1529'daki Birinci Viyana Kuşatması ve 1532'deki Alaman Seferi kesin sonuç getirmese de Osmanlı ordusunun Orta Avrupa'nın içlerine ulaşabildiğini gösterdi. 1541'de Budin'in doğrudan Osmanlı idaresine alınmasıyla Macaristan'ın büyük bölümü kalıcı şekilde Osmanlı hâkimiyetine girdi.
SAFEVİLERLE MÜCADELE VE AMASYA BARIŞI
Osmanlı orduları Batı'da Habsburglarla savaşırken Doğu'da Safevilerle rekabet sürüyordu. Safevilerin Doğu Anadolu üzerindeki nüfuz arayışları ve iki devlet arasındaki siyasi-dinî mücadele, Kanuni'yi birkaç kez İran seferine çıkardı.
1534-1536 Irakeyn Seferi sırasında Tebriz'e girildi, ardından Bağdat Osmanlı topraklarına katıldı. Böylece Irak'ın büyük bölümü Osmanlı idaresine girerken Basra Körfezi'ne uzanan stratejik hat da kontrol altına alındı.
Sultan Süleyman Bağdat'ta İslami mirasa özel önem verdi. İmam-ı Âzam Ebu Hanife'nin türbesini ve çevresini tamir ettirdi; Kadiriliğin piri Şeyh Abdülkadir Geylani'nin makamı için kapsamlı imar faaliyeti başlattı.
Safevilerle mücadele 1548 ve 1553-1555 seferleriyle devam etti. 1555'te imzalanan Amasya Antlaşması ile iki devlet arasındaki uzun savaş dönemine ara verildi, hâkimiyet sahaları belirlendi ve yaklaşık yirmi yıl sürecek bir barış dönemi başladı.
KANUNNAME, ŞİİR VE SÜLEYMANİYE
Süleyman'ın uzun saltanatı, Osmanlı Devleti'nin hukuk, edebiyat ve mimaride klasik biçimini kazandığı dönem oldu. 'Kanuni' unvanı sonraki yüzyıllarda yaygınlaşsa da padişahın kanun koyucu ve düzenleyici yönü kendi devrinde belirgindi. Şeyhülislam Ebussuud Efendi ile yapılan çalışmalar sayesinde padişah kanunları ile şer'i hukuk arasındaki uyum güçlendirildi; vergi, arazi ve taşra idaresi daha düzenli bir çerçeveye kavuşturuldu.
Bu dönem Osmanlı yüksek kültürünün en parlak evrelerinden biriydi. 'Muhibbi' mahlasıyla şiirler yazan Kanuni, Bâkî ve Fuzûlî gibi büyük şairlerin eser verdiği saray çevresini himaye etti. Mimari alanda ise Mimar Sinan öne çıktı. 1530'ların sonunda hassa başmimarı olan Sinan, Şehzade Camii'nden Süleymaniye Külliyesi'ne uzanan eserleriyle İstanbul'un çehresini değiştirdi. Süleymaniye; medreseleri, imareti, darüşşifası ve diğer yapılarıyla devletin kudretini ve kutsallık anlayışını İstanbul siluetine taşıyan büyük bir külliye oldu.
Osmanlı devlet düzeni bozulduğu dönemlerde nasihatname yazarları da sık sık Kanuni devrinin parlak yıllarına dönme idealini dile getirdi.
ZİGETVAR'DA SON GECE
1565'teki Malta kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Habsburg sınırındaki sorunlar sürdü. Yaşı yetmişi aşmış, nikris hastalığı nedeniyle yürümekte zorlanan padişah, buna rağmen 1566'da ordusunun başında son kez sefere çıkmaya karar verdi.
Zigetvar kuşatması haftalarca devam etti. Padişahın sağlığı ise giderek kötüleşiyordu. Kale düşmeden hemen önce, 6 Eylül'ü 7 Eylül 1566'ya bağlayan gece Kanuni Sultan Süleyman otağında hayatını kaybetti. Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa, kuşatma tamamlanmadan ölüm haberinin duyulmasının orduda karışıklık yaratacağından endişe ederek vefatı gizledi.
Rivayete göre padişahın naaşı tahnit edilirken iç organları Zigetvar'daki otağının bulunduğu yere defnedildi. Dönüş yolculuğunda da padişah hayattaymış izlenimi korundu; yeni hükümdar II. Selim orduya ulaşana kadar ölüm haberi geniş biçimde açıklanmadı.
Kanuni'nin naaşı İstanbul'a getirilerek kendi adını taşıyan Süleymaniye Külliyesi'ndeki türbeye defnedildi. Ardında Belgrad'dan Bağdat'a, Budin'den Basra'ya uzanan büyük bir imparatorluk ile kanunnameleri, şiirleri ve anıt eserleriyle sonraki yüzyıllarda da 'Kanuni' adıyla hatırlanacak bir miras bıraktı.

